" YENİ YILDA HAYVAN HAKLARINA VE DEĞERİNE DAİR



Hayvan hakları ve insan dışı diğer türlerin değeri kavramı zengin semtlere özgü lüks bir düşünce gibi görünse de "hak ve değer" kavramı hiçbir teknolojinin bize veremeyeceği tüm canlıların önemli ortak yaşam ilkesidir.

Aslında akılsız diye küçümsenen, insanın sahip olabileceği birçok beceriden yoksun görünen hayvanlar; gerçekten de okuyamazlar, atom fiziğiyle veya teorik matematikle uğraşamazlar, çeşitli kültür ürünleri yaratamazlar. Ancak gerçek şudur ki birçok insan da bunları yapamaz. Yine de bu onların daha az değerli olduğunu, daha az saygıya layık olduğunu göstermez.

İnsanların akıl sahibi veya akılcı düşünceye sahip olması, dili veya ölüme ilişkin düşünme becerisine sahip olmaları nedeniyle hayvanlardan çok daha farklı olduğu da iddia edilmektedir. Ancak birçok insanın çevreye ve diğer türleri dikkate alındığında çoğu hayvanın daha fazla akıl sahibi olarak davrandığı gözden kaçırılmaktadır. Üstelik köleliği, toplama kamplarını, cinsiyet ayrımcılığını, dünya savaşlarının yıkıcı etkilerini, nükleer silahların kullanımının dehşetini ve geri dönülemez sayılan tarım ve çevre felaketlerini yaratmış olan türümüzün diğer canlılardan daha iyi olan ya da diğer canlı türlerine göre daha akıllı olan ve akılcı davranan bir tür olduğu iddia etmek pek inandırıcı görünmemektedir.

İnsan türü yaşamına devam edebilmek ve hayatta kalabilmek için kendi türü dışındaki canlılara uyguladığı şiddeti durdurmalı ve doğal kaynakları kullanma ve tüketme biçimini değiştirmelidir.

İnsan türünün, bilim ve teknolojinin de imkânlarını da arkasına alarak doğanın ve tüm canlıların sahibi ve onlara hükmetme hakkına sahip olduğu düşüncesi ile sadece doğaya ve diğer canlılara değil kendine de zarar verdiği, yaşaması (şimdilik) mümkün görünen tek evi olan dünyayı her geçen gün kaybettiğini anlayabilmesi için işte bu “yeni bir değer” düşüncesinin (acilen) ortaya konması gerekmektedir.

“Değer” kavramı her ne kadar ekonomiden etiğe geçen bir kavram olmakla birlikte etikteki anlamı ekonomide sahip olduğu anlamdan farklıdır. Örneğin ekonomideki bir şeyin (bir kitabın, bir eşyanın, bir hayvanın) değeri kavramı “kullanım” ve “değiş-tokuş değeri” anlamında düşünüldüğünde her ikisi de o şeyin kendinde taşıdığı özellikten değil bizim ona biçtiğimiz değerdir.

İnsan dışı canlıların da herhangi bir hakka sahip olmak için insanın ona atfettiği değerden bağımsız şekilde, insanın işine yarayıp yaramadığına bakılmaksızın ya da insanların besin döngüsünde yer alıp almadığı önemsenmeksizin, bir yaşam öznesi olarak kendinde bir değere sahip olduğunu kabul edebilirsek bugün yaşanan birçok etik sorun alanının ortadan kaldırılabileceği düşünülmektedir.

Bugün yaşadığımız tarım, gıda, çevre ve ona bağlı olarak ortaya çıkan sorunların temelinde, doğanın ve insan dışı canlıların kendi başında olan değerinin kaybolması ve araçsal değerinin daha ön plana çıkarılması olduğu gözlenmektedir. Tarım ve gıda etiği, sadece insanın kendi türüne değil aynı zamanda insan türü dışındaki canlılara ve doğaya nasıl davranması gerektiğini söylemeye başlaması açısından temel bir çıkış noktası olarak kabul edilebilir.

MUTLU YILLAR

02.01.2020





Benim Sunumlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benim Sunumlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2020 Cumartesi


AGROEKOLOJİK YAKLAŞIMIN ADALETLE OLAN İLİŞKİSİ

Endüstriyel yöntemlerle tarımsal üretim yapanların, tarımda yoğun kimyasalları kullananların, hayvanları et üreten makineler olarak görenlerin, tarımda cinsiyet eşitsizliği yaratanların küresel düzeyde neden olduğu sosyal, çevresel, tarımsal problemlerin adaletsizliği nihayetinde hepimizi etkileyecek olmasıdır. 

Bu konuda gözlenen problemlere hiç neden olmayanlar da ortaya çıkan olumsuz etkilerin sıkıntısını sorunları yaratanlarla eşit olarak yaşayacaklar. Agroekoloji-İnsan-Çevre ilişkisini kurarken adalet kavramını kullanma sebebimiz de bu yüzden. 

Bana göre Agroekolojik tarım sistemi İnsan ve Doğa arasında bir iş birliği, sözleşme veya bir ortaklık olarak görülmelidir. Fakat bu sadece yaşayan kuşaklar arasında tesis edilen bir ortaklık değil, yaşayanların yanında ölmüş olanlar ve henüz doğmamış olanlar arasında kurulan bir ortaklıktır. Yaşayanlar kısmının sadece insan türü ile sınırlı olmadığını, insan dışındaki canlıları da kapsadığına inanıyorum. Böylece insan odaklı bir etik yaklaşımdan yeryüzü odaklı bir tarım, çevre ve adalet anlayışına doğru yol alabiliriz. 

* Tarımda kadın ve çocukların işgücü sömürüsü köleliğin çağdaş bir formu değil midir? 
* Hayvanları sadece bizlere et üreten makineler olarak görmek ne kadar adaletlidir? 
* Toprakları bir meta olarak görme hakkını nereden buluyoruz? 

Küresel ekolojik krizin olduğu bir dünyada bu sorulara yanıtlar aramak adalet açısından son derece önemli bir bakış açısıdır. Ölmüş olanlarla derken de ciddi bir bellek sorununa işaret etmek istiyorum. Yeşil devrimle başlayan tarımsal üretim modeli ile yaratılan etik sorunların mağdurlarını ve sorun alanlarını hatırlamamak ilkine eklenen daha büyük bir haksızlık olmaz mı?

Örneğin geçmişin bol kimyasallı yoğun tarımsal üretim modelleri ile geri dönülemez çevre sorunları yaratan ülke, şirket ve insanların yarattığı sorunların hatırlanması nedeniyle küresel ısınmaya karşı iklim adaleti isteniyor. Çevre adaleti isteniyor. Toprak adaleti isteniyor. 

Henüz doğmamış olanlar içinde tarımsal üretimde adaleti konuşma isteğimizin en iyi nedeni aslında kendimiziz. Hepimiz çocuklarımızın veya gelecek nesillerin ve tüm canlıların yaşayabileceği bir dünyayı önemsiyoruz. 

İnsan-Doğa ve Üretim konusunda ortaya konan etik sorunların korkutuculuğunu da çok fazla konuşmaya gerek yok. Aslında konuşmamız gerek ama korkunun bu durumu sürekli olarak değiştirebilmek için yeterli bir motivasyon kaynağı olmadığını düşünüyorum. Bir şeyi değiştirebilmek için ihtiyacımız olan akılcı bir umut ile (ç)evrenin adil paylaşılması gerekliliğinin konuşulması ve anlatılmasından bahsediyorum. Daha iyi bir gelecek için farklı bir bakış açısında ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Umarım umut Agroekoloji konuşmalarımızla başlar.

2 Ocak 2020 Perşembe


NEDEN FELSEFE? FELSEFE KARNIMIZI DOYURUR MU? 
MODERN TOPLUMDA FELSEFEYE İHTİYAÇ VAR MI?

Bana göre, felsefe iki şekilde parçalı olarak ele alınmalıdır. İlki, felsefe tarihsel ve bireysel bir oluşumdur. Her filozof bunu yeniden tanımlama özgürlüğüne sahiptir. Onu filozof yapan da zaten bu tanımlama özgürlüğüdür. İkinci olarak, filozof dediğimiz kimseler sonuçta insan oldukları için (bu çok önemlidir, demek ki felsefe canlılar aleminde insanların yaptıkları bir şeydir) bunu belli tarihsel ve toplumsal koşullar altında yaparlar ve filozof adı verilen bu insanlar bundan (tarihsel ve toplumsal koşullardan) etkilendikleri için felsefe tarihte belli renklere bürünür. Antik Yunan Felsefesi, Orta çağ Felsefesi gibi. Dolayısıyla filozofları da onların düşüncelerini de yaşadıkları dönemin koşullarını dikkate alarak değerlendirmek gerekir.

Oysa, felsefenin ve felsefi düşüncenin tarih boyunca, yaşam gerçekliğinin içinde ve olup bitenler ile ilintili olduğunu düşünüldüğünde ortaya fevkalade bir şey çıkıyor: felsefi düşünce yaşadığı dönemi çözümlemeye, anlamaya, yorumlamaya, temellendirmeye, hayatı dönüştürmeye, ya da kaçış seçenekleri ortaya koyma çabası olduğu görünmektedir. 

Aslında bana göre felsefe; niteliği gereği, her şeyi özgürce kendisine konu alabilen, sorup sorgulayabilen, düşünceyi herhangi bir icazete, sınırlamaya bağlamayan, eleştirel ve tutarlı bir biçimde tartışabilen bir eylemdir.

Bu nedenle başlığımızın adı “Neden Felsefe” sorusu çok sıkıntılı ve sinir bozucu bir sorudur. “Neden” sorusunu sorduğunuz anda açıkça var olanla yetinmediğinizi deklere etmiş olursunuz. Modern toplumda “neden” sorusunun sorulmasından pek hoşlanılmaması da tam da bu nedenledir. Üstelik düşünmeden otoriteye ve onun bilgi anlayışına itibar edip dediğini yaparsanız daha sorunsuz yaşarsınız. Çünkü düşünürseniz, dünyanın 34 saygın meydanında yer alan Rodin’in “Düşünen Adam” heykelinin “neden” sadece ülkemizde ruh ve sinir hatalıkları hastanesinde olduğunu anlamlandırabilirsiniz ki bu tehlikeli bir durumdur.

Durum böyle olunca modern dünyanın öncelikli sorusu “neden” değil, “benim ne işime yarayacak” tır. Hayatı bu soru üzerinden anlamlandıran birey de doğal olarak “Felsefe benim ne işime yaracak?” “Felsefe karnımı doyurur mu?” sorularını sorar. İşte tam da bu yüzden işe yararlığın değil, sorgulayan aklın önemini vurgulamak gerekir. Üstelik felsefe karnımızı değil ama kafamızı ve ruhumuzu doyurduğu için bence net bir şekilde işe yaramaktadır. Toplumların genel olarak yaşadığı sıkıntılar dikkate alırsa, problemlerin çoğunun da karnı tok ama zihni boş insanlardan kaynaklandığı gözlenmektedir.

Modern yaşamda popüler sanat, ahlak, kültür ve politika var ama bence felsefe yok. Görünen o dur ki modern yaşamda felsefeye ihtiyaç yok, aynı zamanda felsefeyi seçmeye imkân da yok. Çünkü en büyük seçimlerimiz(!) ailelerimiz. Toplumun büyük çoğunluğunda aileler; çocuklarının dilini, işini, eşini ve hatta tuttuğu takımı bile seçiyor. Siz buna bir seçim diyorsanız evet seçim var ama o halde “hayatlarımız” yok. Aristoteles’in çok güzel ifade ettiği gibi hayat denilen şey özgürlüğe dayanır, bilince dayanır, kişiliğe dayanır, şüpheye dayanır, eleştiriye dayanır, muhakemeye dayanır hayat böyle bir şeydir. Hayatımızda bunların yeri yoksa hayat ta yoktur.

Özetle, geçmişten bugüne; felsefe tarihinde bir ortaklık kurulacaksa, bence felsefe “eleştirel aklın” kendisidir. 

En başta sorduğumuz soruya dönersek; bugün felsefe karnımızı doyurmuyor, ama kafamızı doyuruyor. Hayret ve kuşku üzerine kurulduğu için, o kuşku geliştikçe yeni fikirleri ortaya çıkarıyor. Ayrıca ne yaşadığımızı, nasıl yaşadığımızı, yaşadığımız şeyin bizler için iyi olup olmadığını sorgulayabilmemizi, mevcut alternatifleri yaratmamızı, felsefi düşünce aracılığıyla sağlıyoruz. Bugün, felsefenin hepimizin hayatlarında doğrudan değil ama dolaylı bir işlevi var.

Küresel pazarlar için uzmanlar yetiştirilen dünyada felsefeye gerek duyulmadığı gösterme çabaları da bu yüzden. Kişisel istek ve çıkarların baskısı altında, bugün düşünmekten ziyade, yaşamakla ilgiliyiz. Düşünmeye, kimsenin zamanı yok, belki de modernliğin şifresi burada gizlidir.

(Ege Üniversitesi, Felsefe Bölümünden Öğretim Üyesi Aydın Müftüoğlu ile yaptığımız düşünü’YORUM programlardan ve değişik kitaplardan derlenmiştir.)

31 Aralık 2019 Salı

SINIRLI DÜNYADA SINIRSIZ YAŞAM: TARIM VE GIDA ETİĞİNDE PARADİGMA DEĞİŞİMİ MÜMKÜN MÜ?

(Uluslararası Tarım ve Gıda Etiği Sempozyumunda Sunulmuştur.)


Geçtiğimiz yüzyıl bilimsel veri tabanımızda çok hızlı bir büyüme ve bu büyümeye bağlı olarak elde edilen bilimsel bilginin tarım ve gıda endüstrisinin geliştirilmesi için kullanma yeteneğini gördü. Bilim ve teknolojinin ilerleme hızı arttıkça ortaya koydukları yeni çevre problemlerinin yanı sıra tarım ve gıda etiğinde yeni problem alanlarının sayısı da arttı. Sonuç olarak birçok araştırıcı, çevreci ve filozofun çalışmalarının çevrenin küresel anlamda bozulması, iklim değişikliği, cinsiyet eşitliği, toplumsal düzensizlik, endüstriyel/yoğun hayvancılık, hayvan ve diğer yaşam formları haklarına odaklanması yeni düşünce ve eylemlere bir çağrı niteliğindedir.
Makale, genel olarak etikte özel olarak tarım ve gıda etiğinde; bir hakka sahip olmak için sorumluluk sahibi olmak gerekmediği, “yaşamın bir öznesi” olmanın etik açıdan hakka sahip olmak için yeterli olduğuna odaklanmaktadır. Tarımsal üretimle ilgili tarım ve gıda etiği problemlerinin çözümünde doğanın amaç mı yoksa araç mı olduğu felsefe ve etik çalışmalar temelinde hala tartışılmaktadır. 
Bizler sınırlı ve diğer tüm canlılarla ortak yaşadığımız bir dünyada, sınırsız farklı yaşamın sürdüğü bir “ortak yaşam” gezegeninde yaşıyoruz. İnsanların diğer yaşam formlarından daha yüksek bir durumda olduğunu düşünmesi bana göre önemli bir yanılsamadır. Bu nedenle tarım ve gıda etiğindeki problematik sorun alanlarının çokluğuna rağmen, karar vericilerin; insanların doğanın sahibi ya da doğayı istediği gibi değiştirme hakkında sahip olmadığını sadece ekosistemin bir parçası olduklarını temeline dayanan paradigma üzerine düşünmesi gerekmektedir.
Tarım ve gıda etiğinde insanların ekosistemle ilişkisi nasıl olmalıdır? İnsan olmayan diğer canlılara karşı ahlaki yükümlülüklerimiz var mı? İnsan yaşamı bir goril, bir balina ya da herhangi bir canlı türünden daha mı değerli? Tarım ve gıda üretiminde neyin “doğru” olduğuna kim karar verecek? Birçok insanın insan merkezci bakış açısında karşın, ben canlı merkezli bakış açısıyla bakıyorum. Tarım ve gıda etiğindeki problemlerin çözümü için probleme neden olan paradigmayı değiştirmek gerektiğine inanıyorum. 

29 Aralık 2019 Pazar

How is Soil Philosophy And Ethics Possible?

Bu Makele 10th International Soil Congress (17*19 June 2019)'te Sözlü Sunum Olarak Verilmiş ve Yayınlanmıştır. 



Abstract
            Since last decades many of the researcher, philosopher and environmentalist have focus on the land management problems. Philosophical consideration of soil management systems and perspective on land degradation, and application of this theories to global moral issues such as preservation on soil ecology, world population, gender equality, world hunger and poverty, water and air pollution are the main target of this article. Soil philosophy, ethics in particular makes a great difference in usage of the soils and producing food for human and animals. Agricultural philosophy and ethics have many forms, but this article pointed out recognize ethical issues and dilemmas in agriculture and soil management decision-making.
            How should human beings relate to the soil and ecosystem? Why is gender an issue access to land? Do we have moral obligations toward non-human animals, microorganisms and other parts of soil? And what do we to other including future generations, with respect to the soil and its environment? Who will decide about what is right? Article will examine such questions in light of some of our current ethical theories.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Tarımsal Üretimde Yeni Paradigmalarla, Neden Fark Yaratmak Zorundayız?


Tarımsal Üretimde Yeni Paradigmalarla, Neden Fark Yaratmak Zorundayız?
(7. Ulusal Bitki Besleme ve Gübreleme Kongresinde (12-15 Ekim 2016,Adana) yapılan sunumun kısaltılmış metni)


Tarımsal üretim, günümüzden 10.000-12.000 yıl önce insanların yerleşik hayata geçişi ile başlar. Bu aynı zamanda bilim dünyasında kabul gören ilk bilimsel ve teknolojik devrim olarak kabul edilir. Zaman içinde yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar bugün bilinen doğruları ifade etmeyebilir. Ancak varılan sonuçların yeni bilimsel sonuçlara ulaşabilmek için bir veri tabanı hazırlar ve yeni bilgiler paradigma değişimlerine sebep olur.
Tarımsal üretimde sosyal, ekonomik ve çevre açısından ortaya konan olumsuzluklarla birlikte, sahip olduğumuz tüm bilimsel ve teknolojik imkânlara rağmen bugün gübre kullanımı kaçınılmaz görünmektedir. Bu da bizi gübreleme programlarını yeniden gözden geçirmeye ve yeni bir bakış açısı ile tekrar değerlendirmeye yönlendirmektedir.

İlk Bilimsel ve Teknolojik Devrim
Tarımsal üretiminin; toprağa dökülen yumru ve tohumların yeni bitkiler oluşturmasını fark etmeleri ve yerleşik düzene geçmeleri ile başladığı düşünülmektedir. Bilim tarihinde kabul gören önemli bir yaklaşım da, tarımın insanlık tarihinde belirsiz ve uzun bir süreç olan neolitik dönemde, gerçekleşen ilk bilimsel ve teknolojik devrim olmasıdır (Conan, 1983; Türkcan, 2009).  Tarımın ilk bilimsel ve teknolojik devrim olarak kabul görmesinin esas nedeni; insanları üretim nedeniyle yerleşik hayata geçmeye mecbur bırakması, böylelikle ilk mülkiyet ve hukuk kurallarının ortaya çıkmasına neden olması, üretimin yapılabilmesi için gökyüzü ve iklim gözlemleri yapmaya başlamaları, paylaşım ve satış için matematiksel bilginin, inşaat, sulama kanalları, alet ve makinalar için teknik ve malzeme bilgisinin gelişmeye başlaması sayılabilir.
İnsanlık tarihi ile başlayan gelişmelerin son 50 yılında; yoğun üretim modellerinin olumsuzlukları, organik ve topraksız tarım sistemleri, yeni üretim teknolojilerin tarımsal üretimde kullanılması ile önceki üretim modellerine benzemeyen yeni bir paradigma ile bizi baş başa bırakmıştır.

Tarımsal Üretim Paradigmaları
Paradigma kavramı; ilk kez 1962 yılında Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı eserinde Khun (1962) tarafından kullanılmıştır. Khun’un tanımıyla; bir bilim çevresinde, belli bir süre içerisinde bir model sağlayan yani örnek sorular ve çözümler temin eden evrensel olarak kabul edilmiş bilimsel başarılar olarak nitelendirilmiştir.
Avcılık ve toplayıcılıkla yaşamların sürdürüldüğü dönemde doğal sınırlar; yaşanılan yerin arazi ve iklim koşullarına bağlı olarak nüfus artışı/gıda stok oranına göre oluşmuştur. Bu oran yaşanılan çevrenin taşıma kapasitesini de ifade eder ki; aşıldığında ya nüfus azalır ya da başka bir paradigma doğar. Doğan ilk paradigma da; yerleşik hayata geçerek tarımsal üretime başlamaktır.
Zaman içinde; XVII yüzyılın “bilim devrimi” ile XVIII yüzyılın “sanayi devrimi”  olarak gelişmesinin ardından, tarımda çalışan nüfus fabrikalara yöneltilirken, hayvan beslemenin güçlüğü nedeniyle gübre yetersizliği ve toprak verimliliğinin azalması sorunlarını da ortaya çıkarmıştır. Daha da önemlisi mevcut tarımsal üretimin artan nüfusu beslemesi imkânsız hale gelince daha fazla gıda üretimi için mevcut paradigmanın da değiştirilmesi zorunlu hale geldi. Üretimi yapılan tohumlarda ıslah çalışmalarının olumlu sonuçları, makineleşme, kimyasal gübrelerin üretimde kullanılmaya başlanması, tarımsal ilaçların kullanılması, üretimi yapılan ürünlerin depolanması, paketlenmesi veya işlenmesinde yaşanan gelişmelerin de katkısı ile 1980’lerin başına kadar gelen dönemde “yoğun üretim paradigması”nın hakim olduğu gözlenir.
Yoğun üretim ile kıtlığı engellemede ciddi çözümler üretilmiş ancak, bu dönemde dünya nüfusu yaklaşık 4 milyarlık bir artış göstermiş, yani üretim fazlası nüfus artışını da birlikte getirmiştir. Ayrıca 1950-2000 yılları arasında traktör sayısı  ve fosil yakıt kullanımı 4 kat, kimyasal gübre kullanımı 10 kat, pestisit kullanımının 32 kat artması ile ekolojik dengeyi bozacak çevresel sorunlar baş göstermiştir. Genetik çalışmalarda alınan büyük mesafeler olsa da, riskleri nedeniyle genetiği değiştirilmiş organizmaların dünya genelinde sorgulanmasına sebep olmuştur. Böylece bugün hakim olan modelimiz; yüksek verim ve kaliteli ürün alırken doğal kaynakların, çevrenin ve sürdürülebilir üretimin korunduğu “sürdürülebilir üretim paradigması” olarak şekillenmiştir (Welch ve Graham, 1999; Byerlee ve ark., 2008; FAO, 2007).
Artan nüfus beslenirken tarımsal ürünlerin içeriklerinin sağlıklı olması ve çevrenin sürdürülebilirliğinin sağlanması düşüncesi yakın gelecekte yeniden tarımsal üretim modelinin değişmesine neden olacak gibi görünmektedir. Verimli üretim, sürdürülebilir çevre ile birlikte sağlıklı gıda üretiminin ön plana çıktığı “gıda sistemleri paradigması” yakın geleceğin hakim görüşü olacağı tahmin edilmektedir (Welch ve Graham, 1999; Kassam ve Friedrich, 2012; FAO, 2011).
Bu nedenle  de, gübrelemeye yeni bir bakış açısı ile bakmaya ve fark yaratmaya ihtiyacımız var.  Gübreleme programlarında başarı sonuçlar alabilmek için aşağıda özetlenen üç önemli noktanın göz önünde tutulması önemli görünmektedir.

a.Stres Koşullarının ve Faktörlerinin Yönetimi

b.Besin Elementlerinin Etkinliği Arttırabilmek İçin Gübre Kullanım Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar

c.Yeni Preparatlar ve Yeni Kaynakların Kullanılması


Neden Fark Yaratmaya İhtiyacımız Var?
Yapılacak uygulamalarda fark yaratmak da üç bakımdan önemlidir. İlki; çevreye duyarlı  uygulamalarla sağlıklı gıda üretimidir. Bu aynı zamanda yakın gelecekte tarımda değişeceği öngörülen paradigma ile uyumlu bir yaklaşımdır.
İkincisi, öğreticilere yeni bakış açılarını öğreterek, onların farklı bakış açılarının sorgulayabilmelerini sağlamak açısından önemlidir. Böylelikle üretilen bilimsel bilginin üreticiye kadar ulaşmasının sağlanması konusunda etkili olunabilir. Ayrıca önce kendimizi ardından öğrencilerimizi, teknik personeli ve özel sektörü de yeni yaklaşımlarla tanıştırabildiğimiz ölçüde üretimi etkileyebileceğimizden dolayı fark yaratmaya ihtiyacımız vardır.
Üçüncüsü ise yeni yaklaşımları paylaşarak, son paylaşacakları yani üreticileri aydınlatmak bakımından önemlidir.
Özetle; öğreticilere öğreterek, etkileyecekleri etkilemek ve  bilgiyi paylaşarak, paylaşacakları aydınlatmak için fark yaratmak zorundayız.


8 Mart 2010 Pazartesi

İZMİR Mevcut Durum Analizi

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) İzmir’in Bölgesel Gelişim Planlaması (2009-2013) çalışmaları çerçevesinde, oldukça kapsamlı bir çalışma yaparak İzmir’in hali hazırda mevcut durumunu ortaya koyan araştırmanın sonuçlarını Ekim 2009 tarihinde yayınlamıştır. Oldukça kapsamlı olarak hazırlanan rapor 5 ana bölümden (Bölgeye Genel Bakış, Sosyal Yapı, Ekonomik Yapı, Çevre, Ulaşım Alt Yapısı) oluşmaktadır.

Konu ile ilgilenen herkesin başvuracağı güncel, önemli ve ciddi bir kaynak olarak gördüğüm bu çalışma için emeği geçenlere bir araştırıcı ve okuyucu olarak içten teşekkürlerimi sunmak isterim.

Oldukça yoğun emek ve çalışma gerektiren bu raporu okuduktan sonra İzmir Kalkınma Ajansının Resmi internet sitesinde yayınlandığını gördüğümde bu güncel bilgilerden yararlanmak isteyenler olabileceğini düşünerek buradan bilgilendirmek istedim.

Mevcut Durum raporunun içeriği aşağıda verilmiştir.

İÇİNDEKİLER
Tablo Listesi
Sekil Listesi
KISALTMALAR
TANIM ve KAVRAMLAR

1. BÖLGEYE GENEL BAKIS
1.a. İzmir’in Ülke ve Bölge İçerisindeki Konumu
1.b. İzmir İçine Genel Bakıs: İlçelerin Sosyoekonomik Gelismislik Düzeyleri
1.c. İzmir İlinin Küresel Konumu
1.d. Rekabet Edebilirlik Açısından Türkiye ve İzmir

2. SOSYAL YAPI
2.a. Nüfus Yapısı
2.a.1. Yoğunlasan Nüfus
2.a.2. Artan Nüfus
2.a.3. Kentlesen Nüfus
2.a.4. Değisen Aile Yapısı
2.a.5. Yaslanan Nüfus
2.a.6. Genç Nüfus
2.a.7. Göç Eden Nüfus
2.b. Eğitim
2.b.1. Örgün Eğitim
2.b.1.a. Okulöncesi Eğitim
2.b.1.b. İlköğretim
2.b.1.c. Ortaöğretim
2.b.1.d. Mesleki Eğitim
2.b.1.e. Yükseköğretim
2.b.2. Yaygın Eğitim
2.c. Kültür
2.c.1. Müzeler
2.c.2. Kültür ve Sanat Merkezleri
2.c.3. Sinema ve Tiyatrolar
2.c.4. Kütüphaneler
2.c.5. Kültürel Etkinlikler
2.c.6. Medya
2.d. Sağlık
2.d.1. Temel Sağlık Göstergeleri
2.d.2. Sağlık Hizmetlerine Erisim
2.e. Kurumsal Yapı
2.e.1. Sivil Toplum
2.e.2. Diğer Kurumlar
2.f. İstihdam
2.g. Gelir Dağılımı ve Yoksulluk
2.h. Dezavantajlı Gruplar
2.h.1. Eğitimde Dezavantajlılık
2.h.2. İstihdamda Dezavantajlılık
2.i. Değerlendirme

3. EKONOMİK YAPI
3.a. Genel Ekonomik Yapı
3.a.1. İzmir GSYİH Düzeyi
3.a.2. İstihdam
3.a.3. İzmir’e Yönelik Yatırımlar
3.a.4. İzmir’in Teknoloji ve Yenilik Kapasitesi
3.b. Tarım Sektörü
3.b.1. Bitkisel Üretim
3.b.2. Hayvansal Üretim
3.b.3. Su Ürünleri
3.b.4. Ormancılık
3.b.5. Organik Tarım ve İyi Tarım Uygulamaları
3.c. Sanayi Sektörü
3.c.1. İmalat Sanayi
3.c.1.a. İzmir Genelinde İmalat Sanayi
3.c.1.b. İlçeler Düzeyinde İmalat Sanayi
3.c.1.c. Organize Sanayi Bölgeleri
3.c.2. Enerji Sektörü ve Yenilenebilir Enerji
3.c.3. Madencilik Sektörü
3.d. Hizmetler Sektörü
3.d.1. Lojistik
3.d.1.a. Limanlar
3.d.1.a.1 İzmir Limanı
3.d.1.a.2 Aliağa-Nemrut İskeleleri
3.d.1.a.3 Çesme Limanı
3.d.1.a.4 Dikili Limanı
3.d.1.a.5 Kuzey Ege (Çandarlı) Limanı
3.d.1.a.6 Dünyadaki Benzer Liman Sehirleriyle Karsılastırma
3.d.1.b. Depolama Faaliyetleri
3.d.1.b.1 Antrepolar
3.d.1.b.2 Genel Amaçlı Depolar ve Soğuk Hava Depoları
3.d.2. Ticaret
3.d.2.a. Dıs Ticaret
3.d.3. Turizm Sektörü
3.d.3.a. Konaklama Altyapısı
3.d.3.b. Turizm Çesitliliği
3.e. Değerlendirme

4. ÇEVRE
4.a. Su ve Atıksu Yönetimi
4.b. Katı Atık Yönetimi
4.c. Hava Kalitesi
4.d. Endüstriyel Kirlilik ve Kontrolü
4.e. Deniz ve Kıyı Alanları
4.f. Havza Alanları
4.g. Biyolojik Çesitlilik ve Hassas Ekosistemler
4.h. Değerlendirme

5. ULASIM ALTYAPISI
5.a. İzmir’in Ulusal ve Uluslararası Bağlantıları
5.a.1. Karayolu
5.a.2. Demiryolu
5.a.3. Havayolu
5.a.4. Denizyolu
5.b. Kent İçi Ulasım
5.b.1. Karayolu
5.b.2. Raylı Sistemler
5.b.3. Denizyolu
5.b.4. Yaya ve Bisiklet Ulasımı
5.c. Değerlendirme
KAYNAKÇA

Raporun tamamına İZKA’nın resmi internet sitesinin Doküman Merkezinden ulaşabilirsiniz. İsterseniz bu merkeze aşağıdaki linki takip ederek de ulaşabilirsiniz. Doküman Merkezinde yayınlanan diğer raporlara da ulaşabilirsiniz. Veya ikinci verilen linki takip ederek doğrudan rapora ulaşabilisiniz.

http://www.izka.org.tr/galeri/dokuman-merkezi/2009-2013-izmir-bolgesel-gelisme-plani-ve-strateji-belgeleri/

http://www.izka.org.tr/files/Mevcut_Durum_Analizi.pdf
Rapora ayrıca Devlet Planlama Teşkilatının internet sitesinden veya bu siteye ait aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.dpt.gov.tr/bgyu/kalkinmaajans/IzmirMevcutDurumAnalizi2009.pdf

Düşünce ve yorumlarınız benim için gerçekten çok önemli. Konuların detaylandırılması, yeni konuların ilave edilmesi, gereksizlerin çıkarılması, dil ve anlatım gibi noktalarda geri bildirimleriniz yeni sitenin daha iyi hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Bu nedenle katkı ve önerileriniz memnuniyetle kabul edilecektir.

Lütfen tüm çalışmalarınızda alıntı yaptığınız kaynakları belirtmeyi unutmayınız.

19 Şubat 2010 Cuma

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BİTKİLER

Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler (organizmalar) konusunda en çok sorulan sorulara kısa ve basit cevapların verildiği sunum, Lisans Öğrencilerine derslerde konu ile ilgili bilgilendirme amaçlı hazırlanmıştır. Ayrıca ufak ekleme-çıkarmalarla değişik yerlerde sunulmuştur.

“Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler” adı ile hazırlanan sunumun içeriği aşağıda verilmiştir.

1.Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Nedir?
2.James Watson ve Francis Crick
3.Nasıl Yapılıyorlar
4.Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler Neden Üretiliyorlar
5.Bu Bitkiler Dünyada Açlık Sorununu Çözebilir mi?
6.GD Ürün Tüketimi
7.GDO’lu Ürünlerin Riskleri Nelerdir?
7a.Potansiyel Faydalar
7b.Potansiyel Riskler
8.GD Gıdaların Tüketilmesi
9.GD Bitkilerde Durum Analizi
10. GD Bitkilerde Yasal Düzenlemeler
11.Dünyada Durum
12.Etiketleme
13.Türkiye’de Durum
14.GDO Üzerine Bilimsel Görüşler
15.Bilimsel Görüşlerin Birleştiği Ortak Nokta
16.Son Söz
17.Teşekkür

Sunumun tamamını aşağıdaki adresten indirebilirsiniz.

http://www.box.net/shared/69aaf9emz5

Düşünce ve yorumlarınız benim için gerçekten çok önemli. Konuların detaylandırılması, yeni konuların ilave edilmesi, gereksizlerin çıkarılması, dil ve anlatım gibi noktalarda geri bildirimleriniz yeni notların daha iyi hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Bu nedenle katkı ve önerileriniz memnuniyetle kabul edilecektir.

Lütfen alıntı yaptığınız kaynakları çalışmalarınızda belirtmeyi unutmayınız.

26 Ocak 2010 Salı

Süs Bitkilerinde Bitki Besleme

Bitkisel üretim faaliyetlerinin en önemli girdilerinden biri gübreleme çalışmalarıdır. Üreticilerin doğru gübreleme programlarını oluşturması, kendilerine ekonomik olarak büyük bir katkı sağladığı gibi çevreye duyarlı olarak yapılan uygulamalarla da doğal kaynaklarımızın kirlenmesi önlenmeye yardımcı olacaktır. Ayrıca dengeli beslenen bitkilerde verim ve kalitede artış sağlanacaktır.

Kısaca "İyi bir verim ve çevre ile dost gübre uygulamaları" şeklinde özetlenebilir.

Bu kapsamda TUBİTAK 1006 projeleri tarafından desteklenen "Süs Bitkilerinde Gübreleme" isimli ve 23.05.2006 tarihli toplantı çerçevesinde yapılan "Süs Bitkilerinde Bitki Besleme" isimli sunum aşağıdaki bağlantıda veilmiştir.


http://www.box.net/shared/04136oj8rj

Düşünce ve yorumlarınız benim için gerçekten çok önemli. Konuların detaylandırılması, yeni konuların ilave edilmesi, gereksizlerin çıkarılması, dil ve anlatım gibi noktalarda geri bildirimleriniz yeni notların daha iyi hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Bu nedenle katkı ve önerileriniz memnuniyetle kabul edilecektir.

Lütfen alıntı yaptığınız kaynakları çalışmalarınızda belirtmeyi unutmayınız.

ECOLOGIC EVALUATION OF Pistacia lentiscus (MASTIC) IN ÇEŞME PENINSULA

Şenol Boztok
senolboztok@yahoo.com
Ege University Agricultural Research Center

Burçin Çokuysal
burcin.cokuysal@ege.edu.tr
Ege University Faculty of Agriculture Soil Science Department

ABSTRACT

The ecologic evaluation of Pistacia lentiscus (mastic) was investigated in Çeşme Peninsula. Mastic cultivation was previously done in Çeşme Peninsula but today is forgotten some reasons. In order to benefit from this valuable species again, short and long term practices can be recommended. The recommendation for the short term is to prune P. lentiscus plants which develop naturally in bush forms in the Aegean–Mediterranean coast belts and to transform them into the form of a tree. Through this practice, secretion of mastic will start producing within 3-4 years. In the long term, a new orchard may be established with saplings of the cultivated form of P. lentiscus. Under these conditions the start of mastic production may take 8-10 years. Being very beneficial for human health and economically so valuable, this plant must be taken into consideration in ecological planning projects.

Key words: Pistacia lentiscus L., Mastic, Essential oil, Ecological planning

INTRODUCTION

Pistacia lentiscus, an Anacardiaceae Family member, is a Mediterranean natural plant. It is known that this economically valuable plant is used, for essential oils in its resin, leaves and fruits, as drug against various maladies since before Christ. Nowadays it is an essential raw material for medicine industry. Also, it is used as cover to protect art works and in food industry.

In Turkey, it is spread in a wide area from İstanbul Pass along Egean–Mediterranean Coasts to İskenderun (Davis, 1967). It is also seen in Middle Anatolia up to a certain altitude. Despite, our country does not benefit economically from this plant. From economical point of view, its production is performed only at Chios Island. However, Egean–Mediterranean Coasts especially Çeşme Peninsula have convenient environmental conditions to benefit from the resin of Pistacia lentiscus. Southern Chios Island where mastic tree is cultivated has similar features as Çeşme Peninsula. Soft limestone and calcareous soils, warm Mediterranean climate without frost, humid sea wind are appropriate environmental conditions for mastic production.

MATERIAL AND METHOD

Pistacia lentiscus, being benefited from its resin, is a warm climate plant and likes places protected from strong wind. High temperature values in summer negatively affect mastic yield. It likes calcareous stony deep soils. With its deep root system, it is resistant to drought; however plant growth under irrigation is faster. But, water becoming a puddle in root rot harms the plant. For this reason sloping surfaces are ideal for its growth. Its tolerance to salt is at good level. Its development is good even at coastal areas. With its deep roots and thick leaf texture it is a perfect solution against water and wind erosion (Bailey, 1963; Boztok, 1999; Gratani, 1995; Hamlyn, 1969; Pericos, 1993). In extreme conditions like fire, it has best renovation speed within plants. With this property it is called as immortal plant.

Pistacia lentiscus having normal height of 5-6 m blossoms between March and April. It has dioiceus character. Male plants produce more resin then females and their resin solidify faster. With its always green nature it can be easily identified from other varieties of Pistacia genus. Generally it posses 2-4 leaflet, but there exist forms with 3-5-7 leaflet. There is no specified standard for leaflet number. Leaflet shape is either oblong or oblong-lanceolat and their leaf extremity is hard (mucronat). Leaf axis is winged. There exist different forms according to leaflet number and shapes. As Browicz (1987) and Zohary (1952) mentioned, these variations do not bring a partitioning at variety level. One plant may posses different leaf shapes during its different phases of vegetation. Even lower and upper leaves of a plant may be different from each other. Also, leaf shape of plants pruned from their bush form alters (Boztok and Zeybek 2004). Browicz (1987) states that cultivated forms in Chios Island are more cultivars then variety selected according to yield. Some researchers point only “Chia” variety in Chios Island to be used to obtain resin. However Bailey (1963) states that, apart from variety and form differentiation, species belonging to Anacardia family produces same quality of resin. Also Boztok and Zeybek (2004) indicate that some natural plants belonging to Pistacia genus have similar characteristic with the sample from Chios Island in terms of mastic resin quality. Hışıl et all. (2001) stated that Çeşme’s mastic and Chios Island sample have similar characteristics, by their project where they compared essential oil components of both samples.

The research was conducted at Çeşme-İzmir province of Turkey at 2003 on Pistacia lentiscus L. plants which are frequently found. All sites of plantations were visited and interviewed local public body; varieties of plants in plantation areas, plantation problems, and economic status of Pistacia in studied area were investigated for the determination of the ecologic evaluation of Pistacia lentiscus. Depending on results, interviews and literatures, some decisions on improving yield and productions were given based on effectiveness, economy and ecological balance.

RESULTS AND DISCUSSION

Pistacia lentiscus is in bush form and naturally has the tendency of laying horizontally to the surface. It is not possible to benefit from its resin while plant has this form. Because, as Browicz (1987) indicates, resin is flow only fast in thick branches which gather more sunlight. So plants in bush form, widely available in nature and called wild by people, must be pruning appropriately. This fact is proved by a project performed with Çeşme Nature and Animal Protection Association at Çeşme Peninsula by the support of World Bank and United Nations Fund. At 2003, in another project performed by Ege University Center for Drug Research and Development and Pharmacokinetic Applications and supported by Ege University Science and Technology Center, it is proved that various pruned Pistacia lentiscus varieties, in naturally bush form, produce resin which has same quality like mastic brought from Chios Island (Boztok and Zeybek, 2004).

Pistacia lentiscus production may be performed by layering, grain, cutting, grafting and by micro production in in-vitro conditions. Production is supply a yield by grafting and layering in a shorter period. By appropriately pruning bush forms wildly available in nature trained in tree form with 2 - 3 bodies, yield may be obtained in 2-3 years. Also by grafting mastic into another wildly available plant Pistacia atlantica yield may be obtained still in 2-3 years. In orchards formed by planting saplings yield may be obtained from 5th – 6th years.

In order to obtain mastic plants are pruned at winter months. By removing excess branches it becomes possible for the plant to get sunrays and sea wind. Canopy is cleaned and leveled by removing grass and straws between May and June months. Diatoma is spread over soil at a few cm thicknesses and cylindered. In Çeşme conditions, resin collected at the cortex of branches with over 8–10 cm diameter is poured from scratches with 1-2 mm thickness over the shell. After 10–15 days mastic grains freeze and solidified are collected from the soil and second scratching is done. Next collection is performed after 10–15 days. In September about the end of season, resin over branches and body are collected. They are classified according to their sizes after washing them by cold water.

Mastic is used for the medical treatment of some disease since before Christ, by the acid isomasticadienonic, major and minor components found in its structure. 1-3 % of it is essential oil. The most important components of this essential oil are Alpha Pinen, Myrcen, Beta Caryophyllen, Limonene, Anethol and Alpha Humulene (Boztok and Zeybek, 2004).

Essential oil components obtained from mastic are generally at monoterpenic and sesquiterpanic structure. Monoterpens are known with their secrolitic, expectorant, sedative and tonic effects. Sesquiterpens, varying according to functional group in their structure, show anti-inflammatory effect. Phenylpropan components, being a very small portion of the essential oil, have antiseptic and cramp relaxing effects. It has inhibitor feature for Helicobacter pylori, which causes peptic ulcer, with its antiseptic effect and the support of monoterpens and other material groups. Its chewing, especially after meals, is important for mouth hygiene by means of its antibiotic effect (Zeybek, 1971). It is determined by Hussain and Tobji (1997) that Pistacia lentiscus’s ethanol extracts possess antibacterial effect against gram + bacterium. It is said that mastic is used against hypertension in Spain. In an experiment performed by Tassou and Nychas (1995) it is determined that by mastic addition to culture environment where Staphylococcus aureus, Lactobacillus plantarum, Pseudomanas fragi and Salmonella enteridis is inoculated the activity of these bacterium stops. This effect is increased by ethylendiamine addition to the environment (Iuak et all., 1995).

Traditionally mastic was used as food protector, digestion facilitator and to cure other digestion disorders, tooth and mouth problems and control diabetes. In Europe it is used in ointments prepared to cure inflammations caused by burn, eczema and freeze and also to regulate cholesterol, trigliserid and blood pressure. In point of hygienic view it can be used to clean teeth and mouth. Medicine companies use mastic like tablets and capsules to produce self absorbed cord for surgical operation and injury bandages. Greeks add this material to drinks like “uzo” against possible stomach ache. Nowadays many researchers scientifically prove the positive effects of mastic against mouth and digestion system disorders. In a project performed at Athens University Faculty of Medicine the antibacterial and fungusidal effects of mastic and mastic oil are determined (Anonymous, 2002). Mastic has a big importance in food industry. It is used as protector in nourishment like ready-made soup. In Turkish cuisine mastic is added to various meal and deserts. Also drinks with mastic addition are interesting. Also it is used in soap production, which is used against dandruff (Üçer, 2004).

CONCLUSION

Mastic cultivation was previously done in Çeşme Peninsula but today is forgotten some reasons.
To benefit from this valuable plant again, some short and long term applications can be recommended. In short term, Pistacia lentiscus plants in bush form may be trained by appropriately pruning and 3-4 years after gaining a tree form its mastic may be used. Similarly, by grafting cultivated form of P. Lentiscus to naturally available P. Atlantica in bush form mastic may be secreted after 3–4 years.

In long term, a new orchard may be established with saplings of the cultivated form of Pistacia lentiscus. In this case mastic benefit may take 8–10 years. Orchard may be a closed plot of land or may be in form of boundary trees. In closed orchard, during the development of plants intercropping may be performed. In Cesme Peninsula, bulbaceous plants like anise, onion, artichoke, melon, narcissus etc. are within alternatives for intercropping.

P. lentiscus may be cultivated in mountainous areas and slopes that are not suitable for the cultivation of other plants are the natural habitat for these plants. Through mastic plantations, these areas may provide economical benefits to the producers.

Foreign currency paid for mastic importation, which is a general case, will be saved. Additionally, supporting other industries based on mastic will contribute to the economy.

It is possible to use mastic plants in landscaping since it is well adapted to the Mediterranean climate and soil conditions, and demonstrates a good development. The mastic trees may create an attractive arrangement in the coastal areas affected by the sea and slopes, with its decorative form. In addition to these properties, being evergreen and having the covering property, P. lentiscus may be used to prevent rain and wind erosion. Because of all these reasons, it has great help to the ecological balance.

Varieties of Pistacia lentiscus, naturally found as bushes need to be kept under protection in order to save the existing genetic resources. It is a very good alternative for the regeneration and reevaluation of damaged vegetations in regions having Mediterranean climate conditions. It possesses very important but omitted features for re-vegetation projects.

Being very beneficial for human health and economically so valuable, this plant must be taken into consideration in ecological planning projects.

REFERENCES

Anonymous, 2002. The Possible Benefits of Mastica, a Dietary Supplement. Allergy Research Group. 30806 Santana Street; CA 94544. www.AllergyResearchGroup.com
Bailey, L. H. 1963. The Standard Cyclopedia Of Horticulture. The Macmillan Company. NEW YORK.
Boztok, Ş. 1999. Sakız Yetiştiriciliği. Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi. İZMİR.
Boztok, Ş., Zeybek, U. 2004. Pistacia Cinsine Dahil Bazı Doğal Bitkilerin Sakız Reçinesi Kalitesi Açısından İrdelenmesi, Gıda ve İlaç Sanayinde Değerlendirilmesi Üzerine Araştırma. Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi. İZMİR.
Browicz, K. 1987. Pistacia lentiscus cv.Chia (Anacardiaceae) on Chios Island, Pl Syst. Evol, 155: 189-195.
Davis, P. H. 1967. Flora Of Turkey. Edinburgh At The University Press. Vol. 2.
Gratani, L. 1995. Structural and Ecophysiological Plastcity of Some Evergreen Species of The Mediterranean Maquis in Response to climate. Photsynthetica. 1995, 31: 335-343; 30 ref.
Hamlyn, P. 1969. The Marshall Cavendish Encyclopedia Of Gardening. Marshall Cavendish Limited. USA.
Hışıl, Y., Şengün, P., İsfendiyaroğlu, M. 2001. Çeşme Damla Sakızı Bileşenlerinin GC/MS İle Analizi. II. Ulusal Kromatografi Kongresi. Kırıkkale Üniversitesi.
Hussain, H., Tobji, R.S. 1997. Antibacterial Screning of Some Libyan Medicinal Plants. Fitoterapia. 1997, 68: 5, 467-470; 13 ref.
Iauk, L., Ragusa, S., Rapisarda, R., Franco, S., Nicolosi, V.M. 1996. In vitro antimicrobial activity of Pistacia lentiscus L. Extracts: preliminary report. Journal-of Chemotherapy. 8: 3, 207-209, 12 ref.
Pericos, J. 1993. The Chios Gum Mastic. Print All Ltd. Graphic Arts. Athens, Greec. ISBN 960-85009-3-1
Tassau, C.C., Nychas, G.J.E. 1995. Antimicrobial Activity of Essential Oil of Mastic Gum (Pistacia lentiscus var. Chia) on Gram Positive and Gram Negative Bacteria in Broth and in Model Food System. Interational Biodeterioratio and Biodegradation. 1995, 36: 3-4, 411-420; 15 ref.
Üçer, M. 2004. Sakız ve Mutfak Kültürümüzde Damla Sakızı İle Yapılan Yiyecekler. Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar. Türk Halk Kültürü ve Tanıtma Vakfı Yayınları. Ankara.
Zeybek, N. 1971. Vergleichende Untersuchungen über die Pistacia lentiscus und Pistacia lentiscus var. Chia aus Westanatolien.Swiss-Botanical Socety, Zurich –İsviçre
Zohary, M. 1952. A monographical study of the genus Pistacia, Palestine J. Bot., Jerusalem series, 5(4): 187.

For powerpoint presentation of this article, please follow the link given below.

http://www.box.net/shared/shzqjl3dim

Please refer to the sources.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Tarımın Penceresinden Biyomühendislik

Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümünün her yıl düzenlediği Biyomühendislik günlerinin VI.'sı 29.04.2009 tarihinde yapıldı.

Bu kapsamda, tarım ve biyomühendislik ara kesitinde yapılan çalışmalara dair bir konuşma yapmam için davet aldım.Daha önce genel olarak "Bitki Fizyolojisi ve Bitki Besleme" üzerine çalışyorken, hem Biyoteknoloji Merkezinin hem de EBİLTEM'in bursiyeri olarak yurt dışında "Moleküler Biyoloji, RNA ve Protein Sentezi, Bitkilerde Gen Transferleri" konularında çalışma ve deneyim kazananlardan biri olarak bu daveti memnuniyetle kabul ettim.

"Tarımın Penceresinden Biyomühendislik, Biyomühendislik Penceresinden Tarım" konulu sunumumun notlarına ait içerik aşağıda verilmiştir.

1.Tarımsal açıdan biyomühendislik çalışmalar en iyi nasıl tanımlanabilir?

2.Tarım ve Biyomühendislik ara kesitinde yapılan çalışmalara ait bazı örnekler
2.1.Tarımsal bitkilerde genom çalışmaları
2.2.Transgenik bitkilerin üretimi
2.3.Gen aktarımı yapılmış ve ticari kullanımda olan çalışmalardan bazıları
2.4.Yakın gelecekte geliştirilip ticari kullanıma sunulacak olan çalışmalardan bazıları
2.5.Çiftlik hayvanları seviyesinde biyoteknolojik çalışmalar
2.6.Tarım ürünlerinde gıda güvenliği çalışmaları
2.7.Modern tarımsal üretim ve yeniden şekillenen çevre açısından İnsan Beslenmesi
2.8.Biyoenerji ve biyolojik temelli ürünler

3.Tarımda ve gıdada NANOTEKNOLOJİ
3.1.Bu teknoloji ile tarımda neler yapılıyor/yapılabilir

4.Dünyada durum

5.Ülkemizde Durum Tübitak Vizyon 2023

6.Özet
7.Teşekkür

Sunumun tamamını aşağıdaki adresten indirebilirsiniz.

http://www.box.net/shared/nmbvd6laxh

Düşünce ve yorumlarınız benim için gerçekten çok önemli. Konuların detaylandırılması, yeni konuların ilave edilmesi, gereksizlerin çıkarılması, dil ve anlatım gibi noktalarda geri bildirimleriniz yeni notların daha iyi hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Bu nedenle katkı ve önerileriniz memnuniyetle kabul edilecektir.

Lütfen alıntı yaptığınız kaynakları çalışmalarınızda belirtmeyi unutmayınız.



ZORUNLU AÇIKLAMA
Bu bir kişisel blogtur. Açıklanan, ileri sürülen fikirler, düşünceler üyesi olduğum herhangi bir kurumun, kuruluşun, onların yöneticileri ve personelinin politika ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Aksi belirtilmediği sürece burada aktarılan tüm materyallerin tamamı veya bir kısmı kaynak belirtilmek koşulu ile kullanılabilir, yeniden basılabilir.

MANDATORY DISCLOSURE
This is a personal blog. The opinions and the views expressed herein do not necessarily reflect those of any institutions, society and organizations, its administration, staff or members. Unless otherwise noted, all materials may be quoted or re-published in full, with attribution to the author.