YENİDEN MERHABA... PIAAC 2016 RAPORU...


Uzuuuuun bir aradan sonra yeniden merhaba... Kelime hatası yok, gerçekten çok uzuuuuun bir zaman olmuş yeniden yazmayalı.

Sabah uyanınca gün içinde yapılacak bir sürü işi sıralayıp da, akşam yatınca gün içinde işten-güçten yapamadığım bir sürü işi sıralama ile geçen bu uzuuuun zaman. Nedeni ve nasılı sorgulama merakımı aktarabileceğim bir blog oluşturmaka başlayan bu süreç, bilginin doygunluğu olmamasının yorgunluğu ile uzuuuun zaman aksadı.

Öğrenciyken bilgiyi elide saklı tutmaya özen gösteren bir nesilden, bilginin paylaşıldıkça büyüdüğü bir nesile evrildiğimizi hatırlayınca yazmadan da duramadım. Aslında bu hatırlatma da bir öğrencimden geldi. Yazamamı sorgulayan sorusu gayet basitti : NEDEN?

Aslında "neden" sorusu çok sinir bozucu bir sorudur. "Neden" sorusunu sorduğunuz anda açıkça var olanla yetinmediğinizi söylemişte olursunuz. Bu nedenle "neden" sorusu pek sevilmez. Neyse ki; benim "neden" sorusuna alerjim olmadığı için, yeni bir şeyler paylaşmam gerektiğini hatırladım.

İnsanlar yapamadıklarına bahane bulmak için bir sürü zaman yaratabiliyorlarken, ben de bahane bulmak yerine yazmanın daha kolay olduğunu düşündüm. Çünkü ben kendimi bildim bileli hep yapmam gereken bir sürü işim, hep okumayı planladığım bir sürü metnim-kitabım, hep yazmayı düşündüğüm bir sürü şeyim vardı. Merak edip uğraşacak, yapacak-bozacak sonra tekrar yapacak bir şeylerimin sayısı da her geçen gün arttı. Bu yüzden de bahane bulma, üşenme yaz dedim... YENİDEN MERHABA

Bu arada OECD'nin 40 ülkede yaptırmış olduğu Uluslararası Yetişkin Becerileri araştırma sonuçları da yayınlandı. 16-65 yaş aralığının yaşam becerilerini ortaya koyan sonuçlar oldukça çarpıcı; kendi dilinde okuduğunu anlayamada yetişkinlerimiz 40 ülke arasında 37. sırada yer alıyor. Basit matematiksel işlemleri yapmada ve rakamları anlamada 40. sırada, problem çözme becerileri açısından da 40. sıradayız. Problem çözmenin eleştirel ve alternatif düşünme becerisinin karşılığı olduğu düşünüldüğünde; neden her sorunu kavgayla çözmeye çalıştığımız da anlaşılmış oluyor. Rapora göre; Kendi dilinde okuduğunu anlayamayan ve basit matematiksel işlemleri yapamayan yetişkinlerimiz çoğunlukta görünüyor. Sırf bu nedenle bile mazerete gerek görülmeden yazmanın ve okumanın zamanıdır.

Her 10.000 (onbin) kişiden 1 (bir) kişinin düzenli kitap okuduğu ülkemizde sanırım bahane üretmeden okuyup yazmak gerek (Bu arada, İngiltere ve Fransa’da toplumun her 100 (yüz) kişisinden 21’i düzenli kitap okuyor)…

O ZAMAN YENİDEN MERHABA...

29 Kasım 2016


.

6 Ocak 2011 Perşembe

BİLİM AHLAKI (1)


Konumuz aslında hepinizin bildiği bir şey, “Bunun üzerine de konuşulur mu?” diye bile sorabilirsiniz. Bugün sizlere aktarmaya çalışacağım, hepinizin bildiği bir konuyu yeni bir tarzda hatırlatma çabasından ibaret yalnızca.

1.Gerçek bilim nerede doğrudur?
Nisan 1997’de tüm dünya, Kaliforniya’da 39 kişilik bir grubun birlikte yaşadıkları evde ABD tarihinin en büyük kitlesel intiharını öğrenerek şaşırmıştı. Görünürde bilime inanan, zeki, yetenekli olan ve varlıklı bir semtte oturan bu insanlar neden kendilerini öldürmeye karar vermişlerdi? Aslında bu intiharla dünyevi kılıflarını terk ederek, uzaylılar tarafından bir uzay gemisine ve daha yüksek bir varlık düzeyine taşınacaklarına inanıyorlardı. Ne yazık ki, sözdebilimsel inançlarını, hatalı bir şekilde bilimsel olarak benimsemişlerdi…
Bu çarpık inanca birçok sözdebilimciye özgü bir yol ile varmışlardı. Bu noktaya, karizmatik bir lider olan Marshall H. Applewhite’ın evren hakkındaki sabit fikirlerine, öğretilerine körü körüne inanarak varmışlardı. Maalesef, Hale-Bopp adındaki dünyaya yaklaşmakta olan kuyruklu yıldızı izlediği söylenen ve uzaylılar tarafından yönetilen büyük bir uzay gemisinin varlığına ve geminin onları cennetteki evlerine götüreceklerine inandılar.
Aslında iki üye, uzay gemisini kendi gözleri ile görmek istediler ve kuyruklu yıldızın açık seçik görüntüsünü veren bir teleskopla kuyruklu yıldızı gözlediler; ancak uzay gemisini görme girişimleri başarısız kaldı. Kanıtların uzay gemisine olan inançlarını desteklemediğine karar vereceklerine, fiziksel bir kanıta ihtiyaçları olmadığına karar verdiler. İnançlarını değil fakat teleskoplarını atmışlardı (Wynn ve Wiggs, 2008).
Benim önerim, su soruya cevap verebilmek için gerçek bilimin nerede doğru olduğuna bakmak gerekir. Bilimin en temel değerleri “ gerçekler” hakkındaki tüm düşüncelerinin bilim ahlakına ne kadar uygun olduğuna, hatta bilimin kendisinin ne olduğuna, bilim ve ahlak bağlantısına bakmak gerekir. Bu sebeple izin verirseniz konu üzerindeki temel kavramları hatırlatmaya çalışayım.
2. Ahlak, Etik, Bilim ve Teknolojide Temel Kavramlar

Ahlâk, insanın kendisini veya diğer insanları ilgilendirecek bir eylemi, alternatifler içerisinde seçip icra etmesidir. Ahlak kavramında temel öğeler irade, insan ve eylemdir. Bir toplumun en üst genel standartlarını içerir. Ahlâk, bireylerin meslekî ve kurumsal rollerinden bağımsız, toplumun tümü için geçerlidir. Ahlâk dediğimizde ahlâk herkesi kuşatıcıdır ve yöneticiler için ayrı bir ahlâk, yönetilenler için ayrı bir ahlâk; hekimler için ayrı bir ahlâk, hastalar için ayrı bir ahlâk; öğretmenler için ayrı bir ahlâk, öğrenciler için ayrı bir ahlâk söz konusu olamaz. Ancak toplumdan topluma farklılık gösterir (Seçen, 2007).

Örneğin, Antik Yunan’da köle sahibi olmak çok normaldi. İ.Ö. 5. Yüzyılda yalnızca Atina sınırları içerisinde 80.000-100.000 köle vardı, yani özgür olan her üç kişiye bir köle düşüyordu. Böyle bir ortamda köleliği kaldırmak için ortaya atılan tüm tutarlı veya bilimsel görüşler ne kadar doğru olursa olsun, geçersiz sayılacaktır.

Bu soru ile ilgili olarak sizlere şöyle iki örnek vermeye çalışayım; hiç kimse bir diğerine sadece eğlence olsun diye kötülük yapmamalıdır. Bu ahlaki ilkenin kabul görmeyeceği bir toplum olduğunu sanmıyorum. Şüphesiz, farklı toplumlarda başkalarına hangi koşullarda kötülük yapılacağı konusunda görüş ayrılıkları olabilir. Ancak pek çok halde bu görüş ayrılığının esası, ahlaki değerin kendisi ile değil, dünyada ilişkilerin nasıl yürüdüğüne ilişkin görüş ayrılığıdır. Yani tanrıların çeşitli olaylara ne tür tepkiler gösterecekleri hakkında, kimi bilimsel gelişmeler karşısında ahlaki değerlere bağlı olarak değerli sosyal kurumların varlıklarını sürdürüp sürdüremeyecekleri hakkında olabilir.

İkinci örneğim ise; tüm kutsal metinlerde dile getirildiği şekliyle kesin olan “öldürmeyeceksin” emri, mutlak doğruluğa sahiptir. Bununla birlikte çok acı çeken bir mutlak ölümcül bir hastalığa sahip hastayı yaşam destek ünitesinden çıkarmak veya anne karnındayken yapılan DNA analizleri ile zihinsel-bedensel engelli olacağı ortaya çıkan vakalarda kürtaj konusunda verilecek karar, mutlak doğruluğa sahip öldürmeyeceksin emri ve bilim ahlakı ile uyum göstermeyebilir.

Şüphesiz, gelişen bilim ve teknoloji daha önce olanaksız olan hususları olanaklı hale getirerek her zaman yeni ahlaki sorunlar ortaya çıkarmışlardır. Ahlaki düşüncelerimiz bilimin bu yeni olanaklarını hesaba katmakta başarısız oldukça, derinden etkilenmektedir. Tüp bebek ve klonlama gibi konuların ahlaki sistemlerimizi test ettiğini söyleyebiliriz. Bu tür gelişmeler bizlere, insanların neyi kontrol etmek hakları olduğunu da düşündürüyor, çünkü tarihin eski çağlarından beri kontrol edemediğimiz şeyleri şimdi bilinçli olarak etkileme olanağını vermektedir.

0 YORUMUNUZ İÇİN TIKLAYIN:

Yorum Gönder

YORUMLARINIZ İÇİN BİRKAÇ RİCA..
* Lütfen yorumlarınız fikir alış verişi ve paylaşım temelli olsun
* Yazılan yazılar ve yorumlar kendi fikirlerinize uygun olmayan düşünceleri ifade ediyor olabilir, olması çok doğaldır (yorumlar zaten bunun için vardır), ancak bu durumun kimseye kişilik haklarına saldırı, nefret uyandırma veya etiketleme yapma hakkını vermediğini lütfen unutmayınız.
* Düşüncelerinizi ifade ederken, lütfen düzgün bir Türkçe ile ve nezaket çerçevesinde kalınız.
Yorumlarınızda lütfen kendinizi tanıtmaktan çekinmeyiniz, ancak adres, telefon gibi özel bilgilerinizi de yazmayınız.
* Son olarak, blog sahibi yorumları yayınlamama hakkını saklı tutuğunu lütfen anımsayınız.

ZORUNLU AÇIKLAMA
Bu bir kişisel blogtur. Açıklanan, ileri sürülen fikirler, düşünceler üyesi olduğum herhangi bir kurumun, kuruluşun, onların yöneticileri ve personelinin politika ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Aksi belirtilmediği sürece burada aktarılan tüm materyallerin tamamı veya bir kısmı kaynak belirtilmek koşulu ile kullanılabilir, yeniden basılabilir.

MANDATORY DISCLOSURE
This is a personal blog. The opinions and the views expressed herein do not necessarily reflect those of any institutions, society and organizations, its administration, staff or members. Unless otherwise noted, all materials may be quoted or re-published in full, with attribution to the author.